Milli Kütüphane Ve Derleme - Ahmet Çelenkoğlu

No replies
admin
admin kullanıcısının resmi
Offline
Joined: 03/27/2009
Gönderiler:

 

Milli Kütüphane Ve Derleme
 
Ahmet Çelenkoğlu
 
Her ülkenin bir MİLLİ KÜTÜPHANESİ vardır.
 
Kütüphanecilik literatüründe MİLLİ KÜTÜPHANE'nin tanımı ve işlevleri bellidir.
 
Milli Kütüphaneleri diğer kütüphane türlerinden ayıran en temel işlevi; ulusal bibliyografik denetimi sağlamak, bu amaç doğrultusunda kuruldukları ülke sınırları içinde yayınlanan bütün fikir ve sanat eserleri ile yurt dışında o ülke ile tarihi, kültürü vs. ile ilgili yayınlanmış eserleri toplayarak teknik işlemlerini gerçekleştirmek, araştırmacılara duyurarak hizmete sunmak ve gelecek kuşaklara aktarılmak üzere korunmasını sağlamaktır.
 
Bu işlevi nedeniyle, milli kütüphaneler, ait oldukları milletin hafızası olarak değerlendirilen ve bir anlamda arşiv niteliği taşıyan MİLLİ kurumlardır.
 
Bazı ülkelerde, MİLLİ KÜTÜPHANE olma işlevini, milli kütüphane olarak kurulmamış kütüphaneler üstlenmiş olabilir. Örneğin bir parlemento kütüphanesi veya üniversite kütüphanesi o ülkenin milli kütüphanesi olarak hizmet verebilir.
 
Bazı ülkelerde ise birden fazla Milli Kütüphane kurulmuş olabilir. ABD'deki Kongre Kütüphanesine ilaveten National Library of Medicine, National Agricultural Library gibi. Fakat, bu noktada, o ülkelerdeki yayın çokluğu ile konu ayrımını göz ardı etmemek gerekir.
 
Ülkemizde de, Cumhuriyet döneminden önce milli kütüphane veya devlet kütüphanesi adıyla kurulmuş olan kütüphaneler olmuşsa da, çağdaş tanım ve işleviyle Türkiye Cumhuriyetinin Milli Kütüphanesi, 1946 yılında merhum Adnan ÖTÜKEN tarafından kurulmuş ve 1950 yılında çıkarılan 5632 sayılı Milli Kütüphane Kuruluşu Hakkında Kanun ile yasal kimliğini kazanmıştır.
 
O tarihten günümüze, Milli Kütüphane, kısıtlı personel ve bütçe imkanlarıyla kütüphanecilik literatürünün milli kütüphanelere yüklediği sorumluluk ve işlevleri yerine getirme gayreti içerisindedir.
 
Ülkemizdeki kütüphaneciliğin idari/yasal sorunlarının bir yansıması olarak özel bir kanun ile kurulmuş olmasına rağmen, kuruluş kanununda TÜZEL KİŞİLİĞİ HAİZ ifadesinin olmaması nedeniyle özerk bir yapıya kavuşamayan Milli Kütüphanenin bağlı olduğu Bakanlık ile statüsünde zaman zaman değişiklikler olmuştur. Uzun yıllar Genel Müdürlük olarak hizmet veren Milli Kütüphane, günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir ana hizmet birimi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Milli Kütüphaneyi daha özerk bir yapıya kavuşturmak için; Kültür ve Turizm Bakanlığı Stratejik Planında belirtildiği üzere, 2010-2014 yılları arasında Milli Kütüphane'nin ana hizmet birimi olmak yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığının bir bağlı kuruluşu (Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü gibi) haline getirilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir.
 
Türk kütüphaneciliğini uluslar arası kütüphanecilik platformlarında (IFLA, CDNL, CENL, ECO gibi) Milli Kütüphane temsil etmektedir.
 
 
 
 
 
Derleme konusuna gelirsek; gönül ister ki, ülkemizdeki bütün kütüphaneler Derleme Kanunu uyarınca materyal sağlasın. Fakat bu bir ütopya olmaktan öteye gidemeyeceği gibi, gerçekçi, akılcı ve üstelik doğru da değildir.
 
Çünkü; DERLEME; KANUN YOLUYLA, YAYINCI, MATBAACI VEYA YAZARLARIN ÜRETTİĞİ ESERLERİN DEVLETE, DEVLET NÜSHASI OLARAK VERİLMESİDİR. BU, UYULMADIĞI TAKDİRDE, SORUMLULULARIN CEZALANDIRILACAĞI BİR ZORUNLULUKTUR.
 
Bir iki sene önce, bir vatandaş olarak, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na dayanarak, ülkemizde en çok yayının yapıldığı İstanbul Valiliği ile Ankara Valiliğine bir yazı göndermiş, 1934'te çıkarılan Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu uyarınca, kanunun çıktığı 1934 yılından günümüze kadar kaç gerçek veya tüzel kişiye ne kadar para cezası verildiğini sormuştum. Valiliklerin, yazıyı havale ettiği Emniyet Müdürlüğü, Defterdarlık gibi birimlerin yanısıra Derlemeyi yapmakla sorumlu birimden de yazılı cevap geldi.
 
Cevapta şu yazıyordu: HİÇ!!!!!!!!!!
 
Açık kanun hükmüne rağmen, ilgili devlet kurumlarında derleme nüshalarını devlete vermeyen birine ceza kesildiğine dair bir kayıda rastlanamamıştı.
 
Bundan, keşke, ülkemizde derleme kaçağı yoktur! sonucunu çıkarmak mümkün olsaydı!
 
Peki, bu iş için söylenegelen, 'para cezasının çok az olduğu, bu nedenle işin peşine düşülmediği' tezi doğru mu?
           
Derleme Kanununun ilgili maddesi şöyle:
           "Madde 10 – (Değişik. 23/1/2008-5728/81 md.)
Verilmesi mecburi olan basma yazı ve resimleri müddeti içinde vermeyenlere mahallî mülkî amir tarafından ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca, verilmesi gereken basma yazı ve resimlere elkonularak Milli Eğitim Bakanlığına devredilmek üzere mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir."
 
Bilindiği üzere, idari para cezaları her yıl otomatikman güncellenir. Bir zamanlar bize çok az olduğu öğretilen bir derleme kaçağı için kesilmesi gereken para cezası günümüzde 200 TL'dir.
 
Derlenecek nüsha sayısı arttığı ölçüde, derleme kaçağı oranının da artacağı açıktır.
 
Ancak; geçmişte, bazı ülkelerde, derlenecek nüsha sayısının 40'ları bulduğu bilinmektedir. Ancak, değişen konjonktür uyarınca, günümüzde derleme sayısının düşürülmesi, hatta derleme yoluyla bir anlamda zorla almak yerine, devletin para vererek satın alması, böylece yayıncılığın sübvanse edilmesi, desteklenmesi eğilimi gelişmektedir.
 
Ülkemizde, 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu, 1934'te Mustafa Kemal ATATÜRK'ün talimatıyla çıkarılmıştır. Derleme Kanununda, derleme kütüphanelerine ilişkin madde aynen şöyledir:
       " Madde 8 – Bu kanuna göre derlenecek eserler aşağıda yazılı yerlere verilir:
 
             a) Bir nüsha milli kütüphaneye (bu kütüphane teşkil olununcaya kadar derlenen basma yazı ve resimler Maarif Vekilliğinin bu işe memur edilen teşkilatı tarafından hıfzolunur);
 
             b) Bir nüsha Ankara Umumi Kütüphanesine;
 
             c) Bir nüsha İstanbul Üniversitesi Kütüphanesine;
 
             d) Bir nüsha İstanbul Umumi Kütüphanesine;
 
             e) Bir nüsha İzmir Umumi Kütüphanesine."
 
Bu kanun maddesinin (a) bendi açıktır. 1934 YILINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE BİR MİLLİ KÜTÜPHANE YOKTUR.
 
Peki neden, 1912'de kurulmuş olan bir Milli Kütüphaneye (daha sonra karışıklığa yol açmamak için olsa gerek adının başına bulunduğu şehrin ismi eklenerek tanımlanmaya başlamıştır) İstanbul Üniversitesi Kütüphanesine yapıldığı gibi, Derleme Kanununda ismen yer verilmemiştir???
 
Ayrıca, Kanunda geçen UMUMİ KÜTÜPHANE ibaresinin karşılığının HALK KÜTÜPHANESİ olduğu da ortadadır.
 
Peki, neden ve nasıl, Kanunda açıkça belirtildiği üzere, İzmir Umumi Kütüphanesi yerine, halk kütüphanesi olmayan bir kütüphane derleme nüshalarını almıştır?
 
Peki, bir kütüphane, devlete ait derleme nüshalarını alırken, neden bir vakıf kütüphanesi olarak varlığını sürdürmeye devam etmiş, kurulduğu biçimiyle ismini korumuş ve kütüphane olarak bütünüyle devlete intikal etmemiştir/ettirilmemiştir?
 
Bir ülkedeki milli kütüphane derleme nüshalarını alır. Fakat derleme nüshaları alan kütüphanelerin, isminde 'MİLLİ' kelimesi olsa bile MİLLİ KÜTÜPHANE olduğu biçiminde değerlendirilmesi, yorumlanması mümkün değildir.
 
Sonuç olarak;
Milli Kütüphane, kesinlikle, ANKARA MİLLİ KÜTÜPHANE olarak tanımlanamaz. Türkiye Cumhuriyetinin bir tek milli kütüphanesi vardır ve onun da adı MİLLİ KÜTÜPHANE'dir. Eğer bu yeterli görünmüyorsa, idari ünvanı da eklenerek MİLLİ KÜTÜPHANE BAŞKANLIĞI diye  tanımlanabilir.
 
Ayrıca; devlet kurumu bile olmayan, üstelik milli kütüphanelerin tanım, amaç ve işlevleriyle uzaktan yakından ilgisi/ilişkisi bulunmayan bir vakıf kuruluşunun, sırf koleksiyon geliştirme amacıyla derleme almaya devam etmesini sağlamak kaygısıyla, isminin ön plana çıkarılması, kafa bulandırmaktan ve TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İKİ MİLLİ KÜTÜPHANESİ VARMIŞ gibi bir yanılsamaya yol açmaktan başka bir işe yaramaz.
 
Bu da, kütüphanecilik mesleğine gönül veren ve yaptığı hizmetlerle ölümsüzleşen merhum Adnan ÖTÜKEN başta olmak üzere, Milli Kütüphanede çalışmış olup ahirete intikal edenlerin kemiklerini, yaşayanların ise yüreklerini sızlatır.

CARNAGIE'NİN HİKAYESİ